Gökçe’nin Annesi Olmak

Sevgili Gökçe’m Baran.

Naif, duygulu, dürüst, kendinle barışık, çok iyi gözlemci, dahi bir beyin, yardımsever, pratik, işitsel algıdan biraz yoksun ama görsel algısı neredeyse on kişi toplamı olan, bana anne olmayı öğreten özel bir çocuk.
Evet, pardon her çocuk özeldir. Daha doğrusu farklı. Sonuçta herkes ya kız ya da erkek doğurur, ben ikisini bir arada becerdim dedirten biricik olan.

Gökçe’ye hamile olduğumda hep kız olmasını hissettiğimden çok istedim. Ama baba ‘Benim kızım olmaz’ diyordu. Ve ben beş ay hamileliğimi sakladım. Ve sonunda 11.09.1986 saat 03:23 kızıma kavuşmuştum.
7 aylıkken, teknede düştüğü için ön dişleri ve üst çene kırıldığından 22 dikişli damak ameliyatında bile bana sarılıp 5 gün 24 saat omzumda yatıp sütünü içmeye çalışan özel bir çocuk.
Gökçe tüm çocukluğunda hep hareketli, yaramaz, arada abisinin üstüne çıkıp onu bir güzel döven pataklayan, abisi korktuğunda ona koridorun ışığını açan.
Karşı cinse ilgisi ilkokul dördünce sınıfta Osman diye sarışın bir çocuktu. Evimize hiç gelmedi. Bana okulda göstermişti.

Ben eve hiç oyuncak tabanca almadım. Gökçe ne yapar eder eve tabanca taşırdı o dönem. Saklar vermezdim. Ertesi gün su tabancasıyla gelirdi.
Saçları çok uzun ve güzeldi. Tutturdu kestireceğim diye. Kesince de ağladı. Uzayacak üzülme deyince de inanmak istemedi. Sınavlarının hepsini başarıyla bitirdi. Ama kitap okumayı hiç başaramadı. Girdiği resim yarışmalarının neredeyse tamamını bize sürpriz olarak kazandı. 2. Sınıfta sahnede valinin verdiği hediyeyi herkes mum gibi hazır olda beklerken, O bağdaş kurup hediyesinin paketlerini açtı. O zamandan beri öz güvenli, kendini kandırmayan bir çocuktu.

Kendine olan güvenini İzmir’de burslu kazandığı okulda da, başka okulda okumam diyerek gösterdi. Onun için Antalya’dan İzmir’e taşındım. Bir yıl tayinim çıkmadı. 3 gün derse girdim, kalan 4 günü İzmir’e gelip gittim.
Okulla başlamadan yine tutturdu saçlarımı kestireceğim diye, biz de pencereden gördüğümüz kuaföre gitmesi için izin verdik. O erkek kuaförüne gitmiş ve saçlarını kestirip geldi. Okuldaki ilk gününde öğretmen kızların arasına erkek girmiş diye oğlum sen çık oradan dedi. Sonra eteğini görünce pardon dedi.
O yıl öğretmenlerinin ve okul idaresini yönlendirmesi ile her ay aksatmadan psikiyatriye götürmeye başladım. Çocuk ve genç olarak 3 ayrı doktoru oldu. Hiç biri beni uyarmadı. Bilmiyorum hep dikkat eksikliğinden söz ettiler. Sadece bir doktor bu çocuğu iyi yönlendirirseniz çok başarılı olacak. Yoksa da çok uç bir hayatı olabilir dedi.
Lise 1. sınıfta bir erkeğe aşık oldu. Hatta kavga dövüş Kuşadası’nda ki yazlıklarına gitti. Aşıktı, bana ilk aldığı kırmızı gülleri senelerce saklattı. Onun resimlerini çekti. Okulda fotoğraf sergisinde sergiledi. Çok başarılı, yakışıklı, esmer bir İzmirliydi. Hayatının ilk cinsel birlikteliğiydi. O da eşcinseldi. Bunu sonra öğrendi. Ne hissetti bilmiyorum. Kendini kapattı. Spor, saksafon resim her yere saldırdı. Yılsonu gösterilerinde çok etkindi. Sahneye koyduğu oyunların tüm çizimlerini saç modellerine kadar çizerek hazırlardı. Çok başarılı çalışmalar yaptı. Hepimizi onurlandırdı.
Sonra başka bir okuldan bir kız arkadaşı vardı. Onunla çok sık beraber olmaya başladı. O arada resim öğretmeni memleketine dönüp evlenmişti. Onu çok özledi. O dönemde benim hiçbir şekilde eşcinsel yönelimle ilgili bilgim ve algım olmadı. Yine bir gün saatler geçti eve gelmedi. Hemen yakın olan okula fırladım gittim. Müzik resim atölyeleri kütüphane yok yoktu. Bahçede erkek takımı futbol maçı vardı son bir ümit belki göremedim seyrediyor diye baktım ki Gökçe Kalede oyunda.21 erkekle savaşıyor.

İzmir’den İstanbul’a Üniversite’ye geldiğinde maalesef ki ben Marmaris’e kocamın yanına taşıdım. Bu benim en büyük hatamdı. Onu bırakmıştım. Sonra bir gün telefon etti. Bir anketörlük yapıyorum dedi. Nedir dedim. Eşcinsellerle ilgili dedi. Ben de bana da getir bakalım dedim. Getirdi. Normal bir anketti. O zamanda ayılmadım. Baba da beni uyarmadı. Yine bir gün telefonda ben kızlarla sevişiyorum dedi. Ben de lisede öpüştüm olabilir, değiştirirsin demiştim. Çünkü erkek başka arkadaşları da vardı. Yine şüphelenmedim.
Sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’yle çok çatışmaları oldu. Yine telefonda anne sınavdayım dedi. Nasıl telefon edebiliyorsun dedim. O da serbest dedi. İnsan Hakları ile ilgili orta çağdan şeyler soruyorlar, sakın bana köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı deme dedi. Şimdiye kadar verdiğim benim insan hakları mücadelesine inandığım değerler ne olacak dedi. Ben de sen her ikisini de yaz dedim. Gerekirse danışta ya dava açarız sana inanıyorum dedim. Ağlamasını keserek tamam rahatladım dedi. Ve o dersten kaldı. Üniversite’ye saygısını yitirdi. Hep çocukluğundan beri insan hakları savunuculuğunu yaptı.
Öğretmen olduğumdan belki de yine lisede anne ne olur öğretmen değil, anne ol demişti. İçime işledi. Rehberliğe gittim. Çok haklı dedi. Biz hep beraber tüm yönetim, öğretmenler 120 yıldır böyle öğrenci görmedik. Biz onun seviyesine 30-40 yıl sonra belki yetişebiliriz. Harika bir çocuğunuz var. Çok iyi yetiştirmişsiniz dedi. Rahatlamıştım. Onu seviyor ve güveniyordum.
İlkokula başlayıncaya kadar evin bütün duvarlarına resim yaptılar. O kadar güzellerdi ki. Onları kameraya alıp resimledim. Bir resim vardı. Hemen yatağının yanında. Bir mezar. Mezar taşı apartman. Altına mezarlık apartman yazmış.
Okulda devamlı sorunlu, daha doğrusu öğretmenlerle çatışan biriydi. Ne oluyor çocuğum derdim. Anne hep senin suçun bana sen ‘inandığın şeyleri yap, sakin kendini kandırma’ demedin mi. Ben de onları yapıyorum dedi. Söyleyecek söz yoktu.

Hep farklı oldu. Saçları 2011’e kadar rastalı ve uzundu. Ben hızma ve dövmelerine hep karşı çıktım. Sağlık nedeni ile boyalara, kıkırdak yaralarına olan korkum yüzünden. Acı çekecek diye kıyamıyordum. Bu duygum “Göğüslerimi aldırmak istiyorum” dediğinde tavan yapmıştı. Sakin ve yanın da davranmaya çalışıyordum. Doktora birlikte gittik. Ben bu arada (ne olur doğur, süt ver sonra aldır) demeye devam edip durdum. İtiraf edeyim tüm anneler bu duyguyu iyi biliriz. En muhteşem onur dolu mutluluk tur süt vermek. Göğüslerinin operasyonu başarılı geçti. Tüm arkadaşları yanımızda yardım ettiler. Sorunsuz atlattık…. Biraz da sağlık için iyi oldu. Teyzem 2 kız kardeşim ve ben meme kanseri geçirmiştik. Gökçe bana (hadi kanserden kurtuldum daha ne istiyorsun ) diye moral verip duruyor. Yaşamının dönüm noktasıdır bu tercihi Artık sakallı bir trans benim kızım. HEP KIZ ARKADAŞLARI var İtalyan, Türk, Alman. Hayatının tercihini bir Berlinli biri ile evlenerek te gösterdi… Nikahta kan bağı olan sadece ben vardım. Ama ondan çok uzaktım .Arkadaşları yine onu yalnız bırakmamışlardı….Çok kalabalıklardı dünyanın dört bir yanından gelmişlerdi. Tam bir şoktaydım iki erkek evleniyorlardı. Kızım siyah takım kıyafeti ile neşeli ciddi eğlenceli heyecanlı ve mutlu bir nikah töreniydi. Ağlamaktan bir saat boyunca süren destansı nikah söylevlerinin tercümesinin kulağımın dibinde yapılmasına rağmen işitiyordum ama anlayamıyordum tüm kelimelerin anlamları yok olmuşlardı… Kızım nasıl olmuştu da erkek olup uçup gidiyordu. Çok şanslı harika iyi yetenekli bir hayat arkadaşa sahip oldu. Akademi sınavlarını kazanarak girdiği savaşa devam ediyor. Kankalarıyla beraber ilk filmini bitirdi.
Evet artık oğlum Rüzgar bana acılarını hissettirmemeye çalışan güçlü bir erkek. Kendini Tiiiii alamanyalara kadar taşıyan bir dünya aktivistti. Onunla gurur duyuyorum. HALA TORUN istemekte direniyorum. O da anne biz ne babalar gördük doğuran deyip umutlandırıyor…. Şimdi erkeklerin yaptıkları acımasızlıklara dayanmaya ve ikinci filmi için çok çalışıyor. İnanıyorum en az ilk filmi kadar başarılı olacak. Dünyanın acımasız yöneticilerle dayanılmaz acılar yaratıklarını biliyor ama çok dayanıklı sevgi dolu yüreğinin kırgınlıklarına dayanmasını da biliyor. O’nu çok çok seviyorum.

Yolu açık ve aydınlık olsun.

Zuhal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir